PostHeaderIcon UEFA’nın ŞİKE’ye karşı “zero-tolerance” mantalitesi

UEFA'nın 22 Ocak 2009 tarihinde düzenlediği Yeni Disiplin Hükümleri Sempozyumu

UEFA’nın Türkiye Futbol Federasyonu’na verdirttiği karara karşı şike operasyonunda adı geçen kulüp yeni bir açıklama daha yaptı, ancak açıklama sadece bilgi ve hafıza eksiği olan çevrelerin rağbet göstereceği nitelikte. Açıklamada kendi durumlarına benzer üç farklı ŞİKECİ örneği sunulmuş; 1. İtalya’da Milan ve Juventus örneği 2. Yunanistan’daki iki takımın güncel örneği 3. 2004 yılından Porto örneği.

Açıklamada verilen 1. ve 3. örnekler tek bir ek bilgi ile zaten kendiliğinden çürüyor.  Zira “zero-tolerance” mantalitesi ile ülkelerin iç hukukunun kesin kararlarını beklemeden “ciddi şüpheli” kulüpleri de tüm UEFA müsabakalarına katılmaktan caydırma mantalitesi Ocak 2009‘da benimsenmiştir. (bkz. 22 Ocak 2009’da benimsenen “zero-tolerance” mantalitesi) Dolayısı ile öncesinde ülkelerin iç hukuk sistemlerinin vereceği nihai kararları bekliyorlardı ve bunun zararlı sonuçlar doğurduğu tespit edildi. Verilen ilk örnek bilindiği üzere 2006 senesinde, üçüncü örnek ise 2004 senesinde, bir başka deyişle sıfır-tolerans politikasından üç ve beş sene önce yaşanan örneklerdi.

Gelelim verilen ikinci ve güncel olan örneğe, bu örnek ile de eleştirilen UEFA’nın yunan hukuk makamlarının vereceği kararı beklemiş olması. Ancak burada özellikle es geçilen durum Yunanistan’da bu sürecin sezon başında sonuçlanmış olmasıdır, oysa ülkemizdeki sürecin belki aylar belki de yıllar sürmesi beklenmektedir. Dolayısı ile UEFA Başmüfettişi, Pierre Cornu da gerek soruşturmanın mevcut bulgularını gerekse sürecin tahmin edilen süresini öğrenmek için bizzat Türkiye’ye gelip, savcılıktan konu hakkında bilgileri edinmiştir.

Konunun en önemli yönü UEFA’nın tamamen konu hakkında daha soruşturmanın ilk günlerinde vermiş olduğu mesaj yönünde hareket etmiş olmasıdır. UEFA statüsü gereği yerel federasyonların ülke içi işlerine direkt müdahale etmemektedir. Ancak yerel federasyonun UEFA kriterleri uyarınca uluslararası müsabakalara göndereceği takımlar hakkında gerekli kararları alamaması durumunda, kendi müsabakalarının sağlıklı işlemesi hedefini koruyabilmek için gerekli müdahaleyi yapmaktadır.

Bu çerçevede UEFA 3 Temmuz 2011 tarihinden 22 Ağustos 2011 tarihine kadar sabırla beklemiş ve işleyen süreci izlemiştir. Ancak TFF tarafında yapılan ve her biri daha da hiçbir karar vermeyeceklerini gösteren açıklamalardan sonra, kendi organizasyonunun zarar görmemesi amacıyla Başmüfettişini Türkiye’ye gönderme gereği duymuştur.

UEFA’nın son iki sene içerisinde devam etmekte olan soruşturmalar sırasında, yetkililerden edindiği bilgiler ışığında herhangi bir mahkeme kararı beklemeden, gerekli cezaları verdiği birçok örnek bulunmaktadır.

Yaşanmakta olan süreçte UEFA tarafından gelen müdahalenin daha net anlaşılabilmesi için bazı konularda bilgi sahibi olunması gerekmektedir. UEFA için bir kulübün bir veya yirmi maçta şikeye karışmış olmasının farkı yoktur. UEFA için yapılan şikenin işe yarayıp yaramamış olmasının da önemi yoktur, ki ülkemizde yaşanan süreçte işe yaramış olduğunu görüyoruz. 2009 senesinden beri uluslararası futbol organizasyonlarının güvenilirliğini korumak için benimsenmiş olan bu alışılmış hukuk sistemi mantığından farklı işleyen – alışılmış hukuk sisteminde bir kişi suçu kanıtlanana kadar suçsuzdur – “sıfır-tolerans” mantalitesi çerçevesinde UEFA İstanbul’a gelerek savcılıktan karar vermesi için gerekli miktarda bilgiye ulaştığı aşikardır.

UEFA’nın İstanbul’a gelerek öğrenmek istediği kaç maçta, kaç kişinin, ne sonuçlar veren şike teşebbüs veya fiillerinde bulunduğu değildir. Zira bu iddianame hazırlandığı zaman, dava görülmeye başladığında, sanıkların hukuk sistemi çerçevesinde savunmaları alınarak, dava sonuçlandığında ortaya çıkacaktır. Ancak UEFA’nın şu aşamada tek edinmeye çalıştığı bilgi, adı geçen kulübün herhangi bir yetkilisinin, herhangi bir müsabakada, herhangi bir şekilde şikeye bulaşıp bulaşmadığıdır. UEFA’nın futbol federasyonumuza “son uyarı” niteliğinde göndermiş olduğu son mektupta özellikle “şikeye karıştığı gerçeğinden…” ibaresi UEFA için konunun gerektiği kadar açık olduğunu göstermektedir.

Bu sürecin devamında bu gerçek olduğu belirtiler şikenin hangi şahısları, hangi karşı kulüpleri, toplam kaç müsabakayı kapsadığı UEFA’yı ilgilendirmeyen, Türk hukuk sisteminin karar vereceği ve ona göre cezaları dağıtacağı detaylardır.

Halen kararın UEFA tarafından mı, yoksa TFF tarafından mı verildiğini çözememiş çevreler mevcut. Karar TFF tarafından, UEFA’nın ciddi uyarı mektubu doğrultusunda verilmiştir. UEFA herhangi bir karar vermemiştir, sadece çok net bulguların olduğu şike soruşturmasında adı geçen kulübün bu durumda Şampiyonlar Ligi’ne katılması ve  daha sonra şike suçunun sabitlenmesi durumunda gerek kulüpler bazında, gerekse milli takımlar bazında ülkemizin yüzleşmek zorunda kalacağı cezalar hatırlatılmıştır. Bu uyarıdan sonra TFF’nin elinde iki seçenek kalıyordu, ya inanılmaz büyük bir riski tüm ülkemiz adına almak veya UEFA’nın da önerdiği daha sağlam yolda yürümek. Dolayısı ile malum kulüp taraftarlarının kulüp üyeleri, eski yöneticileri ve koyu kulüp taraftarları olan TFF Başkanı hakkında art niyetli duygular beslemelerine gerek yoktur. Kendisi hep beraber izlediğimiz süreçte, kulübünün(!) menfaatleri için elinden geleni yapmıştır.

Yorum yazın

Gündem
< ?php include (ABSPATH . '/wp-content/plugins/featured-content-gallery/gallery.php'); ?>
Arama
Arşiv